EDİTÖR ve OKUR İLİŞKİSİ
Sık sık hakkında konuştuğumuz ve birlikte çalıştığım yazarlara durmaksızın anımsattığım bir konu var. “Bu kitabı, sizden çıkıp okurun eline ulaşmış olarak hayal edin.” Henüz en başındayken ve artık baskıya gidecekken de anımsatırım. Ama bu, okur için yazmak, onların beklentisi için kaygı duymak anlamına gelmemeli. Eğer yola bu fikirle çıkılırsa kitap, ticari bir kaygının esiri oluyor.
Editörün Okurla İlişkisi, Yazara Yön Verir
Editör, yazar kadar okuru da düşünür; öncelikle çok iyi bir okurdur. Aksi düşünülemez. Hâl böyle olunca editör kendini hem yazarın hem de okurun yerine koyarak çalışır. Yazarın düğümlendiği yerde onunla birlikte o düğüme eklemlenmek yerine, bir okur gözüyle o düğümü çözmelidir. Bu noktada sorumluluk da çok fazla oluyor. Kitap öncelikle okura aittir; dolayısıyla editör de ilişkisini doğrudan okurla kurarcasına bir çalışma sistemi izler.
Yazar Önce Kendisi İçin Yazmalı
Yazar, kitabı önce kendisi için yazar. Ancak her yazarın okura ulaşma hayali saklıdır. Bu aşamada o meçhul okura odaklanmak, dediğim gibi sakıncalıdır ve yaratıcılığı sekteye uğratmaya başlar. Okuru düşünmek ama onun için yazmamak, okurun okuyacağını ve en sert eleştirmen olduğunu unutmamak ama bunun için sinmek yerine özgürleşmek gerektiğini düşünüyorum. Bu dengeyi kurmak da editörün maharetine kalıyor.

